Gece 03.47’de Mutfakta Başlayan Medeniyet Sınavı
Ramazan geldi mi, evlerde bir telaş, sokaklarda bir sessizlik, mutfaklarda ise hafif ve tatlı bir panik başlar. Çünkü ortada cevaplanması acil, büyük bir soru vardır: “Bu gece sahura ne yapıyoruz?”
İşte sahur sofraları tam da bu sorunun etrafında şekillenen, yarı uykulu bir medeniyet projesidir.
Sahur, teknik olarak gece yenen bir yemek olsa da psikolojik olarak dört ayrı ruh halinin savaştığı sıralanabilir:
Saat 03.47.
Alarm çalar.
Ev halkı ikiye ayrılır:
Birinci grup, askeri disiplinle kalkar. Yüzünü yıkar, çayı ocağa koyar, yumurtayı haşlar. Veyahut sahurda her ne yenilecekse onun hazırlığına kollarını sıvayıp girişir.
İkinci grup ise mutfaktan gelen “çıt” sesini duyup “Tamam kalkıyorum…” diyerek 12 dakika daha pazarlık yapar. Onuncu kez çağrıldığında bile yüzü hep asık ve gözleri kapalı bir şekilde sofrada zar zor yerini alır, bîzahmet. Sanki uykusu olan tek kişi dünyada oymuş gibi…
İmsak’a Üç Dakika Kala Su Bardağıyla Zamana Karşı Yarış
Sahur sofralarının demirbaşı yumurtadır. Haşlanmış, menemen olmuş, omlet olmuş… Yumurta, Ramazan ayında adeta bir kamu görevlisi ciddiyetiyle çalışır. Yanında peynir, zeytin ve mutlaka “Bu tuzlu, susatır” uyarısı eşliğinde konulan bir şeyler vardır. Ama en çok konuşulan hep sudur. Bardak bardak su içilir. Sanki gün içinde oruç değil de çölde nöbet tutulacakmış gibi bir hazırlık yapılır.
Bir de sahurun mutlaka romantik bir planını yapanı vardır:
“Bu gece hafif bir kahvaltı yapalım.”
Bu cümle genelde sucuklu yumurta, börek ve tatlı eşliğinde son bulur.
Televizyon açıksa, bir köşede eski Ramazan programlarının nostaljisi döner. İnsanın aklına ister istemez Bekir Develi’nin sokak röportajları ya da Nihat Hatipoğlu’nun sahur sohbetleri gelir. O sakin ses tonuyla anlatılan hikâyeler eşliğinde üçüncü bardak çay içilirken, bir yandan da “İmsak kaçta?” sorusu her beş dakikada bir sorulur.
İmsak’a son üç dakika kala sofrada hafif bir panik başlar.
“Su içtin mi?”
“Diş fırçalayacak mısın?”
“Telefonun saatine mi güveniyoruz?”
En kritik son saniyeler… Ezanla birlikte herkes bir anda ciddi bir disipline bürünür. Az önce sofrada kahkaha atan insanlar, bir anda “Tamam, bitti” ciddiyetine geçer. Bardaklar bırakılır, niyetler edilir, ışıklar kapanır. Sonra yatak.
Ama o da ne? Mide, az önceki kahramanlığın faturasını kesmeye başlar. Çünkü “Hafif yiyelim” diyen iç ses, sucuklu yumurtaya yenik düşmüştür.
Sahur sofraları biraz uykusuzluk, biraz aile içi dayanışma, biraz da “Bir daha bu kadar yemeyeceğim” veya “Keşke bir bardak daha su içseydim” pişmanlığıdır. Ama en çok da aynı masada, aynı saate karşı birlikte durma hâlidir. Geceyle yapılan küçük bir anlaşma gibi…
Her gece aynı soru, iftardan hemen sonra aynı ciddiyetle geri gelir:
“Yarın sahura ne yapıyoruz?”
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız