1980’li yıllarda Topkapı Müzesi ve diğer vakıflara ait yüzlerce yıllık halıların, kilolarla İstanbul’da bir iş adamına satıldığı biliniyor. Aynı kişi, bazı şahısları devreye sokarak Türkiye’nin farklı bölgelerindeki camilerden halıları çete aracılığıyla çaldırtmış, bunları Avrupa ülkeleri ve ABD’ye satarak büyük kazançlar elde etmişti. O dönemde çetelerin bir kısmı yakalanmış ve hapis cezasına çarptırılmıştı.
Halıları toplattıran kişi bugün hayatta değil. Ancak geride bıraktığı mirasın dağılmış olduğu, servetin kalmadığı söyleniyor. Biz Türkler için vakıf ve cami malları kutsaldır; alınmaz, satılmaz. Mesleğim gereği birkaç cami halısı tamir ettim fakat asla ücret almadım. Bu bir ticaret değil; manevi, ahlaki ve inançla ilgili bir meseledir. Kutsala uzanan elin lanetlenmiş sayılacağına inanılır ve bunun manevi etkisinin nesiller boyu süreceği düşünülür.
Bugün akıllara şu soru geliyor: Müzelik tarihi halılarımıza ne oldu? Avrupa’da ve diğer ülkelerde tarihi halılar çoğu zaman tamir edilmeden, orijinal halleriyle sergilenirken; bizde müzelerdeki halıların kimlere ve hangi şartlarla tamir için verildiği merak konusudur.
İstanbul’daki halı tamircilerinin ustalarının büyük bölümü Sultanhanlıdır. Bu mesleği zamanla Sivaslılara ve Malatyalılara da öğretmişlerdir. Halı tamirinin piri sayılan Ermeni asıllı usta Jak’tan bu sanatı öğrenen Hasan Solak ve Mehmet Dölek de mesleği kendi çevrelerine aktarmıştır. Ben de ikinci kuşak tamirciler arasında sayılırım; 1973’te bu mesleği seçtim ve ustalaştım. Halıcılık üzerine kapsamlı araştırmalar yaptım, yazılarım 1980’li yıllarda çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı.
Akademik kariyer yapmadığım için çalışmalarımı bir akademisyene teslim ettim; o çalışmalarla önce doçent, sonra profesör olan bir dostumuzun ilmi yolculuğuna katkı sunduk.
2014 yılı civarında, eski bir milletvekilinin evinde yapılan bir sohbet sırasında müze halıları konusu açıldı. İddialara göre müzelerdeki bazı halılar ihalesiz, bilirkişi raporu olmadan Sultanhanı’na getirilip tek bir kişiye veriliyor ve devlet ödeneği oraya aktarılıyordu. İsim bende saklıdır.
Sultanhanı Kervansarayı müze haline getirilince bu hatıralar yeniden zihnimde canlandı. Neden hep aynı kişilere bu imkân tanınıyor? Yapılan harcamalar ne kadar? Resmî ödenek ve faturalar hangi tutarlarda? Bir Sultanhanlı vatandaş olarak bu soruların cevaplanmasını yetkililerden bekliyorum.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız