8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü senenin bir günü olmanın ötesinde artık bir "kavram" haline gelmiş bulunuyor. Bunda şikâyet edecek bir durum yok, tam tersine iyi bir şey aslında.
Ne var ki, değişik toplum kesimleri "8 Mart" fikrinin içini istediği gibi doldurup kutluyor. Örneğin bugün AKP Kartal teşkilatı da "8 Mart"ı kutlayan bir pankart çalışması yapmış. Gerçi onların kutlaması TOMA, gaz ve cop eşliğinde dünyada pek örneği olmayan bir biçimde değişik figürler sergiliyor olsa da kutluyorlar işte…
Herkes kutluyor kutlamasına da ne yazık ki kadınların durumunda bir değişiklik olmuyor; hatta giderek de kötüye gidiş söz konusu. Ezilme, sömürülme, şiddet, cinsel meta gibi görülme durumları bir vaka…
Bir başka vaka da, bu konuda önemli olan tek soruya," kadınlar hayatta ne yapmalı, nasıl yaşamalı" sorusuna erkekçe ve ataerkil bir zihniyetin bakış açısından verilen yanıtın, kadınların çoğunluğu tarafından da içselleştirilmiş/kanıksanmış olmasıdır. Gelinen noktada -gerekli olan en geniş bir taban nezdinde- şurası anlaşılmış olmalı ki, artık olduğu biçimiyle yapılan 8 Mart anmaları -kimine göre kutlamaları- artık başka bir biçim ve içeriğe (lokal düzeyde, küçük sayılabilecek, kitleselleşemeyen, arzulanan anlamıyla anmalar) kavuşmalı…
8 Mart anmalarını, "namın yürüsün" diye değil, kadınlar ve erkekler olarak tümümüzün/türümüzün hayatını gasp eden her türlü iktidar unsurunun sonunu getirecek bir sürecin başlangıcı olarak değerlendirmek daha "işe yarar" bir fikir gibi durmaktadır.
Söz konusu kadın olduğundan söyleyelim ki, mevcut ahlâk anlayışı, kadın bedeni üzerinden kodlanmış bir ahlâk anlayışıdır. Asıl "suç aleti" erkekteyken, ahlâk söz konusu olduğunda ona "bendesiz" muamelesi yapan bir ahlâk anlayışıdır bu… -ki burası ahlâksızlığın zirve yaptığı yerdir aslında.
Biz erkekler ve kadınlar olarak gerçek bir kurtuluş ve gerçek bir"8 Mart" için kendimizdeki toplumun ayarlarını bozarak işe başlamak en mantıklısı. Hâkim, mülkiyetçi, cinsiyetçi, ataerkil ahlâk anlayışının ayarlarını bozmayı göze almayanın "8 Mart" anmasını ağzına alması anlamsız ve gereksiz bir uğraşı olacaktır; zahmet buyurmasınlar. Önce bozmalıyız; sonra yeniden ayarlarız. Yeter ki bunun için gücümüzü ve o gücü besleyecek entelektüel kapasiteyi bulalım kendimizde.
Nihayetinde, kadınıyla erkeğiyle, türümüze yeni bir can ve kan verecek fikir orada sessiz sedasız duruyor. Ona can ve kan vermek bize kalmış. “8 Mart” vesilesiyle söyleyelim; saf gerecek bu…
Ezcümle şunu söylemeden geçmeyelim: Kadını "8 Mart" anmalarına getiren süreç elbette bir kadın sorunudur ama daha önce bir erkek ve iktidar sorunudur.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız