escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Ali Ekber Ataş

facebook-paylas
Söyleşi: Bozkırda Yanan Işık: Suskunluğun Ardındaki Cumhuriyet Vicdanı
Tarih: 05-03-2026 11:47:00 Güncelleme: 05-03-2026 20:22:00


Bozkırda Yanan Işık: Suskunluğun Ardındaki Cumhuriyet Vicdanı

 

Kapatılmasının üzerinden yetmiş bir yıl geçti. İzi silinmeyen bir aydınlanma devriminin  Anadolu kültürünün “imece” geleneğinden esinle, “İş İçinde İşle Eğitim” modeliyle toplumsal hafızalarımızda ilk canlılığıyla korunuyor hâlâ… Köy Enstitüleri’nin karanlıkta bırakılmış yüzüne, arşivlerin tozundan ve tanıklıkların iç sesinden bakılan bu söyleşi; bozkırın ortasında kurulan bir eğitim düşüncesini, estetik bir vicdanla yeniden hatırlatıyor.

 

Cumhuriyet’in en özgün aydınlanma devrimlerinden biri olan Köy Enstitüleri, yalnızca bir eğitim modeli değil; aynı zamanda bozkırın ortasında filizlenen bir vicdan ve emek örgütlenmesiydi. Bu söyleşide, Sercan Ünsal’ın arşiv belgeleri, tanıklıklar ve unutulmuş hayat hikâyeleri üzerinden yürüttüğü çalışmalarla; Pamukpınar’dan Pulur’a, kırsal kalkınma ve sağlık kolundan ustaöğreticilere uzanan geniş bir tarihsel panorama açılıyor. Resmî anlatının kıyısında kalmış isimler, suskun bırakılmış emekler ve gölgede kalmış yöneticiler yeniden görünür kılınıyor.

 

Ünsal’ın çalışmaları, yalnızca bir kurum tarihini değil; Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle yoğrulmuş bir eğitim idealini de tartışmaya açıyor. Şinasi Tamer, Osman Yalçın ve “Rus Hasan” gibi figürler üzerinden; liderliğin, adanmışlığın ve “iş içinde işle eğitim” anlayışının bugüne neden taşınamadığı sorusu gündeme geliyor. Söyleşi, geçmişle hesaplaşmadan geleceğe bakılamayacağını hatırlatan bir tarih bilinciyle yapılmaya çalışıldı.

 

Bozkırın aydınlığında saklı kalan hikâyeleri gün yüzüne çıkaran bu metin, yalnızca bir araştırmacının emeğini değil; aynı zamanda kolektif hafızanın direncini de görünür kılıyor. Eğitim tarihimize estetik bir dikkat ve toplumsal sorumlulukla bakan bu söyleşi, dün ile bugün arasında vicdani bir köprü kuruyor."

 

 

Ali Ekber Ataş: İlk sorumu şöyle sorayım: Köy Enstitüleri yakın tarihine 2022 yılı ve devamında ikişer ciltlik Bozkırda Bir Eğitim Pınarı Pamukpınar Köy Enstitüsü (1941-1954) ve Köy Enstitüleri Kırsal Kalkınma ve Sağlık Kolu isimli iki çalışmalarınızla, çok el sürülmemiş, saklıda bırakılmış sarı bulup çıkaran çalışmalar oldu bu dört ciltlik kitap. Yakın zamanda da Pulur Köy Enstitüsü -Osman Yalçın Kitabı- ve Sovyetlerden Pamukpınar Köy Enstitüsü’ne: Rus Hasan isimli kitaplarınız okura ulaştı. İlk çalışmalarınızın sonunda 79. Yunus Nadi Sosyal Bilimler Araştırması dalında öl de aldınız. Köy Enstitüleriyle ilgili özellikle farklı bir yaklaşımla çalışmaya sizi iten belli başlı neden neydi?

 

Sercan Ünsal: Öncelikle namı diğer Şisli Siyasal Bilgiler mezunu emekli bankacı olduğumu belirteyim. Yani eğitimci değilim. Babamın Pamukpınar Köy Enstitüsü mezunu olması ve öğretmen mücadelesinde yer alması nedeniyle Köy Enstitüleri ve Türkiye Öğretmenler Sendikası konuşulan, kütüphanesi olan bir evde büyüdüm. Yüksek öğrenimim öncesi enstitü mezunu öğretmenlerimde oldu. Zaten ilk öğretmenim babamdı. Babam ve arkadaşı enstitülülerden öykülerini dinlemek bir yana yakından tanıdıklarımda oldu. Çocukluğumdan beri onların çok farklı eğitimciler olduğunu gözlemliyordum. Bu arada yakın tarihe özel ilgim nedeniyle Köy Enstitüleriyle ilgili yayınları takip ederek derinlemesine öğrenmeye çalışıyordum. Bu süreçte bana anlatılanlarla yazılanları okudukça eksiklik ve farklılıklar görmeye başladığımı söylemeliyim. Bizde bilimsel ve objektif yaklaşımlar tartışmalı olduğu için ilk etapta önemsemediğimi söylemeliyim. Bu arada kapatılışlarının üzerinden 66 yıl geçmesine rağmen Pamukpınar dahil bazı Köy Enstitüleri hakkında makale, tez vb. bir çalışma olmadığını üzülerek gördüğümü belirteyim. Pamukpınar mezunlarının Cumhuriyetimizin 50. yılında Sivasta bir üniversite açılması girişimlerini bildiğim için Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde yaptığım araştırmada akademik bir çalışma olmadığını fark ettim. Yani üniversitelerimizde bile Pamukpınar Köy Enstitüsü yok sayılmıştı.

 

 

Bu tespit üzerine tanıdığım yaşayan Pamukpınar mezunlarına danışarak ön çalışmalara başladım. Arşiv araştırma talebim uygun görülmemesine rağmen tespit ettiğim mezunlar, yakınları ve öğrencilerin desteği ve açık kaynak araştırmalarıyla çalışmamı bitirdim. Bu süreçte üç yüzün üzerinde iltisaklı kişiyle görüşerek gelen bilgi ve belgeler esas kaynağım oldu. Bu arada mezun ve yakınlarından gelen belgeler arasında üç hatıra defteri, anı ve notlar içeren yirmiye yakın defter, yayınlanmış şiir, öykü ve anıları içeren 12 kitap ve yüzlerce fotoğraf olduğunu belirteyim. Mezun öğretmenlerin görev yerlerinde yaptıkları kırsal kalkınma ve sağlık çalışmaları, kurdukları kooperatif, dernek vb. örgütsel çalışma bilgileriyle mesleki örgütlenme çalışmaları detayı farklı bir zenginlik olmuştum.

 

Oluşan yüzlerce belgede şöyle bir durum ortaya çıktı. Köy Enstitüleri ülkemizin en önemli ve özgün eğitim, aydınlanma ve kırsal kalkınma projesiydi ancak özellikle kırsal kalkınma ve sağlık kolu çalışmaları pek fazla bilinmiyordu. Örneğin Köy Enstitülü öğretmenlerce kurulan ve halen faaliyete devam eden ancak süreci bilinmeyen kooperatifler olduğunu gördüm. Pamukpınar çalışmamı yayınladıktan sonra ikinci çalışmama diğer enstitü mezunlarını dahil ederek yöneldim.  Böylece ikinci kitabım devreye girdi. Kırsal kalkınma ve sağlık kolu çalışmamda Köy Enstitülerinde çalışan öğretmenler dahil mezunların konuyla ilgili çalışmalarını öne çıkararak az bilinir konuları ve aktörlerini işlemeye çalıştım. Sonuçta çalışmam ödüle layık görüldü.

 

Pamukpınar çalışmamda dikkatimi çeken konuların başında rol model diyebileceğimiz yönetici, öğretmen ve çalışanların öne çıktığını fark ederek özel araştırmalar yapmama rağmen sonuç alamadığım için detaya giremediğim konular olmuştu. Örneğin, sonradan Pulur Köy Enstitüsüne Müdür olan Eğitimbaşı Osman Yalçın, Müdür Yardımcısı Mehmet Batukan ve Ustaöğretici/ Teknisyen Hasan Kaygınok (Rus Hasan) gibi isimlerin öğrenci anlatımlarından Köy Enstitüleri Eğitim Sisteminin var olması için özveriyle yaptıkları çok dikkat çekiciydi. Sistemin doğru anlatılması, anlaşılması için bilinir olması gerektiğini düşünerek gündeme aldım. Uzun uğraşlar sonucu Osman Yalçın ile namı diğer Rus Hasan’ın yakınlarına ulaşarak elinizdeki çalışmalarımı tamamladım.

 

Maalesef Mehmet Batukan öğretmenimin yakınlarına ulaşamadım. Burada anısına saygı için kısa bir açıklama yapmak isterim. Sivas Öğretmen Okulu mezunu Mehmet Batukan, 1943 de Tonguç’tan görev talep ederek Pamukpınara gelir 1949 yılına kadar çalışır. Mehmet Batukan’ın Pamukpınardan ayrılışını Abbas Cılga İmecemizin Türküsü şiirinde şu dizelerde yazar;

 

1952de: / Bakanlıktan kararname… / Serin bir güz akşamında, / Pamukpınar Elveda! / Evlat yitirmiştim sanki! / İnan olsun yaşamımda, / Ağlamadım öylesine… Köy Enstitülerinden ayrılan öğretmenlerin önemli bir kısmının evladını yitirmiş gibi enstitülerden ağlayarak ayrıldığını” söyleyebiliriz. İşte Köy Enstitülerini var eden ve Cumhuriyetimizin kökleşmesinde büyük emekleri olan Tonguç’un kadrosu böyle eğitimcilerden olmuştu

 

  1. E. A.: Köy Enstitüleri tarihinde özellikle müdürler ve eğitim şefleri bağlamında bilinçli suskunluklar” olduğunu düşünüyor musunuz? Eğer öyleyse, bu suskunluk kimin tercihi?

 

S. Ü.: Köy Enstitüleri tarihinde yöneticilerin anlatılması, tanıtılması bağlamında bilinçli bir suskunluk olduğunu düşünmek istemiyorum. Şimdi Tonguç'un kadrosu veya arkadaşları olarak tanımlanan eğitimcilerden bir kısmının anılarını yazdığını ancak, diğer yönetici ve öğretmenler hakkında yeterince bir çalışma yapılmadığını biliyouz. Osman Yalçın kitabına Öner Yağcı’nın yazdığı önsöz de; "Her biri Köy Enstitülerini bize armağan eden; yurdu aydınlatmaya, yeşertmeye, insanları özgürleştirmeye önem veren genç eğitimciydi" ifadesiyle tanımladığı öğretmenlerimizin yaşam öykülerinin yazılmasında bir engel değil, niyet yoksunluğu olduğunu düşünüyorum.

 

Aslında, Şerif Tekben, Hürrem Arman, Recep Gürel'in de aralarında bulunduğu Köy Enstitüsü müdürleri tarafından 17 Nisan Derneği İstanbul'da 1965 yılında kurulmuş ve çeşitli etkinliklerde bulunmuştur. Ancak, neden böyle bir çalışmaya ihtiyaç duyulmadığını bilemiyorum. Köy Enstitülerinin kapatılmalarının üzerinden 72 yıl geçmesine rağmen bu konunun en hafifinden ihmal edildiğini söyleyebilirim, keşke bu anıt öğretmenlerimiz yaşarken bu çalışmalar yapılabilseydi çok anlamlı olurdu.

 

Yukarıda da değindiğim üzere yakınlarına ulaşınca Osman Yalçın'ın arşivi üzerinden diğer kaynaklara da ulaşarak çalışmamı tamamlayabildim. Osman Yalçın'ın diğer çalışmalarıyla birlikte "Serez çarşısında" başlayan özyaşam öyküsünü yazmanın benim için bir duygu yoğunluğu yarattığını belirtmeliyim. Yıllarca babam dahil öğrencilerinden dinlediğim çok çalışkanlığı ve sevilmesi öne çıkarılan Osman Yalçın'ın yaşam öyküsü tam bir Cumhuriyet öğretmenini anlatıyordu. Konusunda bir eksikliği giderdiğim için mutluyum. Şimdi de Ahmet Şinasi Tamer Kitabı üzerinde çalışıyorum.

 

A. E. A.: Köy Enstitüleri tarihinde özellikle müdürler ve eğitim şefleri bağlamında bilinçli suskunluklar” olduğunu düşünüyor musunuz? Eğer öyleyse, bu suskunluk kimin tercihi?

 

S. Ü.: Şinasi Tamer Akçadağ ve Pamukpınar Köy Enstitüsünün kurucu müdürüdür. Osman Yalçın ise 1938 yılında Hamidiye Köy Öğretmen Okulu, Çifteler, Kızılçullu Köy Enstitüsü Resim İş öğretmeni, Pamukpınar Köy Enstitüsü Eğitimbaşı ve Pulur Köy Enstitüsü Müdürlüğü görevlerinde bulunmuşlardır. Her ikiside otuzlu yaşlarda müdür olan Tamer ve Yalçın dört yıla yakın Pamukpınar'da kol kola vererek uyum içinde enstitüyü yoktan var ediyorlar. "Köy Enstitüleri’nin ilkeleri benim yaşamımdır" düşüncesini belirten Osman Yalçın kısa süre görev yaptığı Pulur Köy Enstitüsünde arkadaşlarıyla birlikte sorunları çözecek kadar cefakarca çalışıyorlar.

 

Böylesine çalışkan, idealist, tüm gücüyle kendini ülkesinin aydınlanmasına adayan, günümüz deyimiyle sorun çözen liderlik anlayışındaki yönetici ve öğretmenlerle Köy Enstitülerinin var edildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Köy Enstitüleri kurucu kadrosunun önemli bir kısmı aynı özveri ve yönetim anlayışıyla kısa sürede sistemin etkin olmasını sağlamışlardır.

 

Köy Enstitüleri kapatıldıktan sonra geçen sürede ülkemiz eğitim dünyasında iklim ve değerler çok değişmiş, kendini ülkesinin aydınlanmasına adama ideali, Cumhuriyetimizin kurucu değerleri ve devrimleri tartışılır olmuştur. Gelinen noktada ülkemiz gerçeklerine uygun bir eğitim modeli geliştirilememiştir. Eğitimimizin uluslararası değerlendirme anketlerindeki sıralaması ortadadır.

 

A. E. A.: Köy Enstitülerinde görev yapan Ustaöğreticilerle ilgili yapılan ilk çalışma olarak belirttiğiniz Rus Hasan kitabını yazma fikri nereden doğdu? Kısaca anlatır mısınız?

 

S. Ü.: Pamukpınar çalışmasını yaparken yaşamı ve 32 yıl görev yaptığı Pamukpınar'da yaptıkları ve çok sevilmesi dikkatimi çeken Hasan Kaygınok'un ailesine ulaşıp yaşam öyküsünü öğrenememiştim. Çalışmamı yayınladıktan sonra, ilk günden beri Pamukpınar'ın her şeyi olarak anlatılan Rus Hasan kimdi? ve anlatılanları nasıl yapmıştı sorusunun peşine düşerek ailesine ulaştım.

 

 

Pamukpınar'da ilk elektrik santralını hepimizin bildiği Hasanoğlan Köy Enstitüsünden meşhur Gaspar Usta 1942 yılının yaz aylarında kuruyor. Ancak santral verimli olarak çalıştırılamıyor. Koca Sivas'ta santralin bakım ve onarımını yapacak usta uzun süre bulunamıyor. Ankara'dan da yardım gelmeyince kurucu Müdür Şinasi Tamer Sivas'ta esnaflar arasında motor/elektrik ustası arayışına giriyor. Esnaflardan birisinin önerisiyle Hasan Kaygınok'a ulaşıyor. Hasan Kaygınok aksanlı konuşan Rusya'dan göçtüğü için kendisine Rus Hasan denilen bir ustadır. Sonuçta anlaşarak Rus Hasan'ı ustaöğretici kadrosuyla işe alıyor. Sonuçta ilk iş Pamukpınar'da 3 Eylül 1943 tarihinde tekrar santral çalışmaya başlıyor ve Yıldıeli'nin 1972 yılında enterkonnekte sisteme bağlanmasına kadar devam ediyor. Enstitünün kuruluş yılları Rus Hasan, enstitünün hamamı dahil tüm teknik işlerini sorunsuz şekilde çözüyor.

 

Enstitünün kamyonları, sineması, sulama sistemleri dahil her yerde olan usta, bir müddet sonra çevre köylere, Yıldızeli'ne, Sivas'a ve diğer enstitülere yardıma koşar hale geliyor. Yalnız dönem soğuk savaş yıllarıdır bir müddet sonra Rusya'dan göçen Çerkez veya Kazakm Türkü olarak bilinen Hasan Kaygınok'un enstitüde çalıştırılması dedikodulara sebep oluyor, fakat Şinasi Tamer Rus Hasan'a sahip çıkıyor çalışmaya devam ediyor. Bir müddet sonra yörede herkesin yardımına koşan, kamu kurumlarının bile teknik sorunlarını çözen, kaza yapan araçlarda devreye giren Rus Hasan unutuluyor, Hasan Usta'lığa devam ediyor. Böylece enstitünün Hasan Usta'sıolarak orada tam 32 yıl görev yapıyor.

 

A. E. A.: Rus Hasan'ın Sovyetler'de başlayan yaşam öyküsünde dikkatinizi çeken gelişmeler nelerdir?

 

S. Ü.: Çalışmamızın başlangıcında Hasan Usta'nın söylenenin aksine Çerkez veya Kazak olmadığı Kafkas halklarından Oset olduğu ortaya çıktı. Bence çok önemli olmamasına rağmen tanıyan öğrencileri çok şaşırdılar. Çünkü ülkemizde Osetler pek bilinmiyor.

 

Osmanlı'nın son dönemlerinde Kafkasya'dan başlayan göç dalgasında bir kısım Osetyalı aile Sarıkamış'ın Bozat köyüne yerleştiriliyor. Çarlık Rusya'sı döneminde Hasan Usta'nın amcaları Bozat'a yerleşenler arasında bulunuyor. Hasan Usta'nın imam olan babasının vafatı üzerine büyük amcası Osetya'ya gelerek annesi ve kardeşleriyle birlikte aileyi Bozat'a getiriyor. Tahminen 1922 yılında Bozat'a gelen küçük Hasan onlu yaşlarda aile içi geçimsizlik nedeniyle kaçak yollarla Osetya'ya akrabalarının yanına dönüyor. Dönem Sovyetlerin iç karışıklıklarının olduğu yıllar olmasına rağmen Hasan Usta Vladikafkas'ta üç yıllık Motor Sanat Okulunu yatılı olarak okuyor. 1930'lu yılların başında iki arkadaş gemiyle kaçak yollarla İtalya'ya çalışmak için giderlerken Ordu'da fark ediliyorlar, Hasan Usta yaralanıyor, arkadaşı ise kaçıyor.

 

 

Yakalanan Hasan Usta tedavi gördükten sonra 1935 yılında askere alınıyor ve askerliğini Sivas’ta yapıyor. Askerde Çerkes tanıdıkları nedeniyle Sivas'a yerleşerek sanayi çarşısında bir atölye açarak çalışmaya başlıyor.

 

1943'de Pamukpınar'da çalışmaya başlayan Hasan Usta'nın yaptıklarını değerlendirdiğimizde; Sovyetlerde iyi bir eğitim ve çalışma disiplini aldığını görüyoruz. Diğer bir dikkat çekici yönü ise Köy Enstitüleri Eğitim Sistemine kısa sürede uyum göstererek "iş içinde işle eğitim” çalışmalarını sahiplenerek öne çıkarmasıdır. Yaşamı filmlere konu olabilecek kadar ilginç olan Rus Hasan'ın Köy Enstitülerinin unutulmaz kahramalarından olduğunu belirtmek iterim.

 

A. E. A.: Teşekkür ediyorum. Öncelikle bilinçli ya da bilinsizce, ihmal edilen, Köy Enstitülerinin karanlıkta bırakılmış yanlarını ele aldığınız yapıtlarınızdan ötürü. Bir teşekkürüm de, kazıbilimci titizliğinizle Köy Enstitüleri tarih yazımı konusunda gösterdiğiniz sıra dışı bu çabanız için…

 

S. Ü.: Asıl ben teşekkür ederim. Başından beri çalışmalarım konusunda gösterdiğim ilgi ve desteğin için…

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız



Bu yazı 1305 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

ABD-İsrail-İran savaşında en beğendiğiniz savaş muhabiri kimdir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI